CEP DELİK CEPKEN DELİK

Cep delik cepken delik, cep delik cepken delik …

              Ev duvarıyla kamburlaşmış sokak duvarı arasında volta atıyordu, kendi kendine söylenerek. Yine işten çıkarılmıştı. Üç odalı evin bahçesi ona hapishane avlusu olmuştu. Başını her zamanki gibi öne eğmişti. Garibanlık! Diyordu, babadan miras. Sanki karşısında biri varmış gibi. Çocuklar… diyordu çocuklar … “Ne yapmalı hadi en büyüğü kendini kurtarır, ya ortancayla küçüğü, ortanca pek zayıftır. El kadar doğduydu zati.” Merdiven başında beni görünce hafif kaldırdı başını, gülümsemeye çalıştı, gülemedi. O an hayatın yükünün sadece sırtı kamburlaştırmadığını gördüm, aynı zamanda gülümsemeyi de unutturuyormuş. Yüzü katmerleşmiş ve gerilmişti sadece.

          Az önce amcamın uğradığını, Halil Ustanın ona “Borcunu ne zaman ödeyecek senin birader”  dediğini söyledim. Ardından eklemişti “Bir kuyruğunu doğrultamadı be oğlum baban da. Allahtan anan idare ediyor bizim yarım akıllıyı. Haydi! kalın sağlıcakla.” Son dediğini demedim tabi babama.

             Ceplerini karıştırdı, bozuklardan başka bir şey çıkmadı. Uzatırken Halil Ustaya “Babamı işten çıkardılar, borcumu, çimento gelirse iki günlük yevmiyeye tutsun diyor, de. Gelirken de fırına uğra beş tane ekmek al. “dedi. Mutfaktan annemin sesi duyuldu “Halil’in karısı akrabamdır, dönerken de halini sor annemin selamı var de. Bir de gidip gelirken polise görünme emi oğlum” dedi. Büyük bir hastalık varmış, insanlar sokağa çıkamazmış polisler sokakta çocuk gördü mü hemencicik yakalarmış. Ben de koşa koşa gittim dükkana. Halil amcaya babamın dediklerini dedim. Çıkarken de “Benim babam yarım akıllı değil, kuyruğu da yok.” dedim. Sanki amcama bu lafları Halil usta söylemiş gibi. Bocaladı tabi adam. Annemin de Neriman yengeye selamı var demeyi de unutmadım.

             Çocukluk bu ya dönüş yolunun üstünde erik ağaçlarını gördüm, daha boncuk kadarlardı ama yine lezzetlidirler deyip dadandım birine. Avuçlarım küçük olduğundan bir türlü topladıklarımı tutamıyordum elimde. Neyse biraz da ceplerime koydum. Doğru fırına gitmeliydim. Fırından aldım ekmekleri evin yolunu tuttum. Kenardan kenardan yürüyordum. Karşıdan bizim mahallenin delisi Sercan abi binmiş tahtadan uçağına geliyordu. “Gel bir tur attırayım Ahmet sen yabacı değilsin. Hem bu son model uçak sadece ben de var.” dedi. Önce tereddüt ettim. Annem polise görünme demişti. Sonra “ya polis bizi yakalarsa hapse atar Sercan abi” dedim. Sercan abi önce bir kahkaha patlattı ve kulağıma eğilip “ beni hükümetten herkes tanır benim uçağım her yere gider” dedi. Tam Sercan abi hükümetten kimleri tanıdığını söyleyecekken devriye gezen polisler görünmesin mi. Arabadan inen iki polis yanımıza geldi. Uzun boylu olan “Sokağa çıkma yasağı var çocuk!” dedi “neden sokaktasın, annen babanın haberi var mı?” Ardından şişmanca olan Serkan abiye dönerek “yahu birader  senin ne işin var sokakta elinde çelik çomakla.” dedi. Sonra uzun boyluya dönüp “ceza fişini getreyim araçtan” derken, uzun boylu başıyla Sercan abiyi işaret ederek arkadaşına ”dur Rüstem “ dedi “bu bizim oranın Kamberidir, yarım akıllıdır anlayacağın, anacığı da yaşlıca bir kadındır evden kaçtı herhalde” dedi. “ sadece çocuğun velisine mi işlem yapalım” dedi bu sefer şişmanca bana bakarak. O sırada amcama benzettiğim bu adama ”benim babam da yarım akıllıdır polis amca, fırına ekmek almaya gittim” dedim poşetteki ekmekleri göstererek. Sonra “Hem de bir türlü kuyruğunu doğrultamamış. Ama gerçekte kuyruğu yoktur.” demeyi unutmadım.

 

 

25 Mayıs 2020 tarihinde mahal edebiyat’ta yayımlanmıştır.

More from Aynımah Bilgin

Hatçe Kız

Okunma sayısı: 113 Yapımına yeni başlanan asfalt yola çakıl taşları henüz dökülmüştü....
Görüntüle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir