Tanrımız Bağışlamayacak Bizi

Tanrımız Bağışlamayacak Bizi

 

Toprak, verdiğini almanın telaşına kapılmış,

süpürüyordu kentleri

ve öfkeden köpürmüş dalgalar, sokakları zapt etmenin çılgın sevinciyle

taşıyordu denize hayalleri, bedenleri.

Her şey tek bir nefes,

her şey ansızın.

Mutlak olanın ispatlanamadığı inançsızlık çağındaydık.

Peşimizde intikamlar,

peşimizde bebek cesetleri,

ve tanrımız bağışlamayacak bizi!

Ufuktan ötesinde de yok yeni bir dünya ,

yok artık bir gemi.

Denizden gelen korkunç sesleri/ yosundan saçları/ taşlaşmış elleriyle kadınlar…

Peşimizde!

İlk taşı atan günahsız değildi ve bağışlamayacak tanrımız bizi!

Soraya’nın bacaklarından filizlenen kara kökler saracak dünyayı,

ansızın! Soğuyacak, kararacak!

Ve dizlerini karnına çekmiş gölgelerin,

son nefeslerinde hatırladıkları öğütler,

fırtınalara kapılmış, zerre zerre dağılırken,

ilk şarkıyı söyleyen,

ilk ateşi yakan,

taşı ilk yontan tutmayacak, kayan yıldızları ilk kez.

Ölülerimizi yutacak o çukurlar.

Ansızın soğuyacak, ansızın kararacak evimiz!

Bazılarımızın kitaplarda boğularak aradığı,

uykusuzların çaresizce,

bilerek çaresizce beklediği,

o son günün üzerinden,

güvercinler geçmeyecek,

o son günün üzerinden türküler.

                                                                                     * Resim Azize Göktaş’a aittir. 

Tags from the story
Written By
More from Azize Göktaş

Pantolon Dikmeyi Hiç Öğrenmedim

Okunma sayısı: 169 Bu kafasız bedenlerin, bedensiz kafaların, bu yüzyıllarca toprağın altında...
Görüntüle

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir