Ölelim!

Ölelim!

Avucunda sıktığın çakıllardan akan dereyi,

derenin kırmızıya boyadığı şehri seyret ve öl sevgilim.

Neon tabelalar, kalabalık caddeler üşüşürken zihnine, daha sık avucunu ve öl sevgilim.

Yakışmadığını ölümün bize kim söyledi, hadi ölelim.

Geleceğini ölümün kim söyledi bize, hadi biz ona gidelim.

Yorgunum çalkalanmaktan, şeklini aldığım bu kaptan.

Taşı beni o dağa, sakla, çakılların olduğu o kayaya

yatır, yorulacaksın.

Bir dağ keçisi mutlaka içsin benden, yanıma uzan.

Üşüşürken zihnine; faturalandırılmış yaşam sekansları, aklına,

düşmüşken yapraklarla kaybettiğin şiirler,

ve tutamadığın naralardan rahatsız komşular… Öl!

Bitmeyen sonsuz döngü, örtünemediğin yıldızlar, engelleyemediğin çürüyüş,

Pankartların solan renkleri, onarılmamış bayraklar, tozu alınmamış raflar,

ardında bıraktığın kitaplar.

Hep de biten tükenmez kalemler,

kalemlerle altını çizdiğin cümleler, o cümleleri bulan yabancılar…

Üşüşmüşken,

benim inadım, benim kavgam, benim kalabalık kelimeleri yüklenip yüklenip sokaklara kendimi atmalarım!

Yorgunsun yanıma uzan. Öl!

Bize bu dünyada yer kalmadı.

Bize bu dünya kalmadı.

Biz kalmadı.

Ölelim sevgilim.

24.07.2021

Mersin

*Fotoğraflar Azize Göktaş’ a aittir.

Tags from the story
Written By
More from Azize Göktaş

Şeytan Kayasına Yürüyordu Kara Kadın

Okunma sayısı: 182 Şeytan Kayasına Yürüyordu Kara Kadın Bir ses duyuldu önce...
Görüntüle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir