DOSTOYEVSKİ – YER ALTINDAN NOTLAR

‘’Ben kendi yaşamımda, sizin cesaret edemediğiniz ne varsa sonuna kadar gittim; siz ise korkaklığınıza mantık kılıfı uydurmaya çalışıp kendinizi kandırdınız. Bu durumda ben sizden daha canlıyım. ‘’ der Dostoyevski bu kitabında, yeraltı adamının ağzından. Kitabın inceliğine aldanılmasın. Anlamak, sindirmek zaman alıyor. Altını çizdiğim, üzerine dönüp düşünmeyi planladığım çokça cümle oldu. ‘Yeraltından Notlar’ 1864 yılında Petersburg’da basılmıştır.
Varoluşçuluğun ilk romanı olarak görülmektedir. Sartre, Camus ve Kafka gibi birçok yazara esin kaynağı olmuştur. Eğer siz de benim gibi, – daha önce Dostoyevski okumuş olun ve ya
olmayın- ‘Yeraltından Notları’ bu isimlerden sonra okumuşsanız, bazı dostlarımızı mutlaka anacaksınız. Hatta o dostları daha iyi anlayacaksınız.
‘’Zeki insanlar hiçbir şey beceremezler, becerenler sadece aptallardır.’’
Bir alıntı daha. Çok sert değil mi? Bunu iş yerinizde, aile ortamınızda söylediğinizi hayal
edin bir de. Gelebilecek tepkileri düşünün, fikir ayrılıklarına, tutarsızlığa tahammülü olmayan
insanların tepkileri, bu cümleden daha sert olur dediniz mi içinizden? Ya da kızdınız;
başarıları ve muazzam düzenli yaşamı ile topluma örnek olan insanlara aptal diyecek kadar
şuursuz mu bu Dostoyevski? O muazzam düzeniniz içinde, modern toplumun en modern
üyelerinden biriyseniz kızmakta haklısınız. Tutarsız, kafası hayli karışık ve bir geveze
olduğunu itiraf ederken fazla zeki olmasını sebep gösteren, daha sonraki satırlarda da kendini
aptal diye nitelendiren bir yazarı/ karakteri okumaktan hoşlanmayacaksınız belki de. Belki de
haklı diye düşündünüz. Yıllardır aradığınız cevapla karşılaşmanın huzuru ile kendinizi kabul
etmeye yakınlaştınız. Hatta bir sonraki adımınız kendinizi olduğunuz gibi kabul edip, sistemin
tüm o kendini sev, mutlu ol dayatmalarına kaptırmak mı olacak? Hiçbir şeyin gerçekleşmediği
yeraltınızda tüm dünyaya seslenir itiraflarınızı, zamanında veremediğiniz havalı cevaplarınızı
mı kaleme alacaksınız? Emin değilim. Huzur vermeyecek bu kitap size. Dostoyevski’ye de
vermemiş olacak ki, bu kitabından sonra yayınlanan romanı ‘Suç ve Ceza’ olmuş. Başka söze
ne gerek. Sert bir şekilde toplum eleştirisi yaparken, ahlak öğretisi sunuyor mu sunmuyor mu
kafamızı iyice karıştıran, iyi okurların nerdeyse tamamını can evinden vuran çarpıcılıktaki
romanları sayalım. ‘Suç ve Ceza’, ‘Dönüşüm’, ‘Tutunamayanlar’, ‘Bunaltı’, ‘Yabancı’ hatta
burada adını belirtmediğim yerli edebiyatımızdaki anti kahramanları düşünün. Dostoyevski
okuru olan o muhteşem yazarların bu yeraltı adamından etkilenmemiş olmaması neredeyse

imkânsız ki, bu kitap hakkında bir şeyler yazma hadsizliğine giren bana da bu kadar coşkulu
cümleler söylettiriyor.
Huzur vermeyecek kitapları sevin. İşin içinden çıkamazsanız siz de benim gibi üzerinden
zaman geçince tekrar düşünürüm tembelliğine sığınıp, o bastırılmaz huzursuzluk ve
tutarsızlığınızla yeniden kitaplara gömülün. Dostoyevski’nin bahsettiği zeki insanlar sınıfına
girer miyim bilmem ama gevezelik paydaşlığını taşıdığım o gevezeler gibi ben de sevdiğim
kitapların alıntıları üzerine günlerce düşünmeyi seven, o düşüncelerin değişimine tanıklık
etmekten hoşlanan biriyim. Herkesten daha yalnız, o gevezeler gibi durmadan yazarla kitapla
konuşan, bitmesin diye okuma eylemini daha da ağırdan alıp vedalaşamayan biri olarak
söylüyorum. ‘Yeraltından Notlar’ da bunlardan biri oldu. Kitap hakkında o kadar çok
inceleme, alıntı var ki ben bu kitabı kimler okumalı ve okursa kimler sever, onlardan
bahsetmek istiyorum. Asla örgütlenemeyecek, iç hesaplaşmaları yüzünden kendini sabote
etmenin kitabını yazan, kendi gibi olandan bile kaçan o devasa yalnızlar ordusuna
sesleniyorum. Günlüklerinde, hayallerinde tüm dünyaya seslenen gevezelere. Yer altı
insanlarına. Dünyayı, rahatsız edilmemek adına tek kuruşa satabileceklere. İletişimde
olunanların, duvarlarla, aynalarla sınırlı olduğu mağaralarında, okuduklarıyla düşünceleriyle,
alıntılarla, anlama hastalığına kapılmış tutarsızlara. Korkak olduğunu haykırırken bile
Dostoyevski’nin bahsettiği o ölülerden çok daha cesur olanlara. Kitapta kendinizi
bulacaksınız. Kızdığınız tiksindiğiniz ‘onları’ bulacaksınız. Yüzlerine yalancılıklarını, aç
gözlülüklerini haykırmak istediğiniz kişileri bulacaksınız. Bir başkasını eleştirerek, suçlayarak
her zaman haklı ve günahsız olmanın tatlı sığınağında, yaşamanın kıyısında kalmış ölülere
sizin kadar belki de sizden çok daha sert çıkışan bir tutunamayan bulacaksınız. İnsanın
kendisine kızmasının, kendisini eleştirmesinin abesle iştigal olmadığına bile inanırsınız belki
de. Tüm bunlar bana hitap etmedi, bahsettiğin topluluktan değilim diyorsanız yine de okuyun
derim. Kitabın ilk kısmındaki günlüğümsü seslenişi atlatırsanız ki bolca durup
düşüneceksiniz; ikinci kısımdaki akıcı hikâyenin içinde kaybolup gideceğinizi garanti
edebilirim. Öyle ki; sevimsiz bulma ihtimalinizin yüksek olduğu o kişiye hem hayranlık hem
tiksinti hem de merhametle bakacaksınız. Sayfalar ilerledikçe hayatınızdan birisi olmuş o
gözünüzde canlanan sakallı, ürkek ama bir o kadar dürüst yer altı adamı. Ebadından
beklenmeyecek zenginliğinden, akıcı kurgusundan, cesur itiraflarından, alaycı hikâyelerinden
ve aforizma gibi can alıcı tespitlerinden mahrum kalmayın derim. Kendinize meydan okumak
gibi düşünüp okuyun ve bu savaşa girin. Kendi kendinize bile itiraf edemediğiniz

kepazeliklerinizi yüzünüze vuran bu adam, zihninizin köşelerinde her yere taşıdığınız
dostlarınızdan biri olacak.

AZİZE GÖKTAŞ

Written By
More from Azize Göktaş

SUNAYLI BİR ÖYKÜ

Okunma sayısı: 34   SUNAYLI BİR ÖYKÜ Utanç yürüyordu. Utanç ayaklarının üstünde,...
Görüntüle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir