Deli Kadınlara Övgü

 

Delilik cesaret isteyen bir eylemdir. Deli olan, aklın uçurumunda tek başına durabilendir. Bazı deliler hayatının sonuna kadar o uçurumun eşiğinde durup önünde uzanan sonsuz boşluğa bakarak yaşamayı tercih ederken, bazıları kendini, uçurumun aşağısında onlara kucak açan kara deliğe bırakıverir.

Bu yazı deliliğin şanlı tarihine adını yazdırmış “büyük kadınlara” adanmıştır.

1. Afife Jale

Resim

İlk Türk Müslüman kadın tiyatro oyuncusu olan Afife Jale’nin aklın uçurumunda sonlanan yaşam öyküsünün bir bölümünü Selim İleri şu sözlerle anlatıyor;

“Afife’nin tutkusu tiyatro, tiyatro sanatıdır. Darülbedayi ’deki oyunculuğu kısa sürer. Büyük olasılıkla birtakım çekememezliklerin sonucu olarak, karakola çekilir, günahkâr muamelesi görür, kaçar, korkar ama yılmaz. Çok geçmeyecek, korkuların, takiplerin sonucu, uyuşturucuya, morfine sığınacaktır.

İmparatorluk dönemindeki bu macera, Cumhuriyet döneminde büsbütün kararır. Bedia Muvahhit’i alkışlayan Cumhuriyet Türkiye’si, Afife’yi unutmuştur. Bir süre Anadolu’da, Fikret Şadi’nin Millî Sahne topluluğunda sahneye çıkar. Son bir gayrettir. Selahattin Pınar’la evlenir, evliliği mutluluk getirmez. Sonra akıl hastanesi.

İşin tuhafı, hekimlerin, hem de Mazhar Osman’ın tanısıyla, deli değildir. Ruhu hâlâ tiyatrodadır; yatalaklık köşesinden başını güçlükle doğrultarak, Darülbedayi ’de ne oynandığını sorar; Neyyire Neyir’in oyun gücünü merak etmektedir.

Tiyatronun sönmez bir meşale olduğunu sayıklayarak, Bakırköy Akıl Hastanesi’nde yapayalnız ölür.”

2. Aysel Gürel

Resim

Apartmanı ilaçlatmak isteyen komşularına, “Böcekler, sinekler bu dünyanın gerçek sahipleridir. Onları öldüren katildir.” diyecek, tıraş bıçaklarını çöpe atmadan önce bir gariban çöpleri karıştırsa eli kanamasın diye kâğıtlara saracak kadar deli bir kadın.  Aysel, deliliğini dâhiyane bir biçimde özgürlük aracı olarak kullanışını şöyle anlatıyor;

“Onların bana deli demelerine müsaade ediyorum, karşılığında da her istediğimi hiçbir engelle karşılaşmadan yapabiliyorum!”

 

3. Frida Kahlo

Mavi evin biricik güvercini Frida, bir adım ötesindeki deliliğin ışığı boğan karanlık elleriyle kendisine nasıl dokunduğunu anlatıyor.

“Bunu istememiştim. Her şeyi isteyebilirdim ama bunu değil. Beni dolduran onca şeyin onmaz yitimini, yaşamımın sakatlanmasını, benliğimin böyle şiddetli biçimde bozulmasını istememiştim. Delilik o denli uzak değil. Delilik bir adım ötede. Delilik, acının tümel olduğu, yaşamın her parçasına çarptığı, ışığı boğduğu, her hareketi düğümlediği, her tür kurtulma çabasını yerle bir ettiği, her hava kabarcığını yutmaya çalıştığı, güçleri parçalamaya sebat ettiği bu yere dokunuyor ya da kapsıyor.”

Resim

4. Sylvia Plath

Yıllarca süren psikolojik rahatsızlıkların ve tedavilerin ardından, kendi elleriyle yaptığı cam fanusunu deliliğin alameti bir taç gibi kafasına geçirip kendi nefesini katleden Sylvia Plath’in otobiyografik romanı ‘Sırça Fanus’’taki şu cümleleri, bize yazarın neden delirdiğine dair ipuçları verir. “Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için, dünyanın kendisi kötü bir düştür.” Sonunda yazar, kötü bir düş gördüğü dünya uykusundan ölüme uyanır.

Resim

5. Virginia Woolf

Yaşamı, bir uçurumun yanı başından geçen daracık bir yol ve içler acısı olmakla suçlayan Virginia Woolf, yeniden delireceğini hissetmiş ve cebine doldurduğu taşlarla birlikte uçurumun kenarındaki o daracık yoldan bilinç gibi sürekli akan soğuk nehre bir kuş tüyü gibi savrulmuştur. Nasıl delirdiğini de yine en güzel o anlatacaktır.

“En sevdiğim,

Yine delirecekmişim gibi hissediyorum. Bu korkunç günleri atlatamayacakmışız gibi hissediyorum. Ve giden zamanı geri çeviremeyeceğim. Sesler duymaya başlıyorum ve konsantre olamıyorum. Bu yüzden yapmam gereken şeyi yapıyorum. Bana verebileceğin en büyük mutluluğu verdin. Kimsenin yapamayacağı şeyleri yaptın. Bu kadar şeyden sonra iki insanın birlikte daha mutlu olabileceğini sanmıyorum. Ben artık savaşamayacağım. Biliyorum, senin hayatını mahvediyorum, bensiz daha mutlu olacaksın. Görüyorsun bu mektubu bile doğru düzgün yazamıyorum. Okuyamıyorum. Hayatımdaki bütün mutluluğu sana borçlu olduğumu söylemek isterim. Bana karşı inanılmaz sabırlısın ve iyisin. Şunu söylemek istiyorum -aslında bunu herkes biliyor- eğer biri beni bu durumdan kurtarabilecek olsa bu sen olurdun. Her şey beni terk edip gitti ama senin iyiliğin hep benimle kaldı. Artık senin hayatını mahvetmeyeceğim. Kimse bizim seninle mutlu olduğumuz kadar mutlu olamazdı.”

Erasmus, Deliliğe Övgü adlı eserinde gerçek bilgeliğin delilik olduğunu söyler. Deliliğin dışa vurumu sanatlarıyla çığır açan bu “deli” kadınların yaşamları, hayata bakış açıları Erasmus’un bu cümlesini kanıtlar niteliktedir. 

Deliliklerini akıllıca kullanıp bilgelik dolu eserler üreten ve yeni delilere yol gösteren tüm cesur kadınlara saygı ve sevgiyle. 

YILDIZ GEZGİN

 

More from Yıldız Gezgin

March of the Living (Yaşam Yürüyüşü) Belgeseli Üzerine

Okunma sayısı: 213 Yönetmenliğini Jessica Sanders’ın üstlendiği belgesel, Auschwitz’ten Birkenhau’ya soykırımın kurbanı...
Görüntüle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir