GÜVERCİN UÇUVERDİ

Bugünlerde çağırıp duruyorlar yine. Nereye gitsem acaba… Uzun süre baktım uzaklara ama karar veremiyorum. En iyisi gidebildiğim kadar uzağa gitmek.

Aslında her yer aynı. İnsanoğlu, hızla aynılaşıyor ve yaşadığı her yeri birbirine benzetiyor. Birbirlerine benzemek için yarışmaları yetmiyor, şehirleri de aynılaştırıyorlar. Binalar anlamsızca uzuyor, göğe ulaşmak istercesine. Doğayla baş edemeyeceklerini anlamıyorlar hala.

Bu da yetmez gibi birbirleriyle iyi geçinmiyorlar. Hepsi farkı elbette. Aynı bizim gibi. Her tür var aralarında. İyisi de kötüsü de, siyahisi de beyazı da. İnsanoğlu, biri üstün olsun istiyor. Tüm güç elinde olsun, en iyisi ben olayım istiyor. Bunu elde etmek için de her türlü yolu kullanıyor. Dil gücünü, ekonomi gücünü, teknoloji gücünü ve elbette militarizmi. Zaman ilerliyor. Uzmanlar artık en önemli güç teknolojik güç dese de, askeri gücünü ülkeler vitrine çıkarıyor ve tüm dünyaya parmak sallıyor; ‘’ Aklından bile geçirme! Bak, kaç tane ölümü toprakları uğruna göze almış insanım var! ‘’ diyor açık açık. İnsan hala en ucuz materyal. İlerleyen teknoloji bunu değiştiremiyor.

Savaşları, çatışmaları görünür sebeplerin arkasına sığınarak onlar yaratıyor. ‘’Mecbur kaldık, bıçak kemiğe dayandı, tepkisiz kalmamız düşünülemez ‘’ safsatalarıyla durumu mantığa büründürmeye çalışıyorlar. Ben inanmıyorum tabi. Ama inanan o kadar çok ki… Kendilerinin hem sebebi hem sonucu olduğu olayı çözmek için benden medet umuyorlar. Barışı benim getireceğime inanıyorlar. Bana anlamlar yüklüyorlar, zeytin dalı ve beni bir araya getirip çözüm için beni adres gösteriyorlar.

Sizin yarattığınız, insanların gözlerine sanal nefretler ördüğünüz, ölümü kutsadığınız kirli oyunu ben nasıl çözebilirim? Benden medet ummayın! Benim saflığımı, güzelliğimi davranışlarınıza yansıtın, beni örnek alın ama bana umut bağlamayın. Ben kendi halinde yaşayan, uçmaya ve özgürlüğe âşık bir kuşum, fazlası değil…

Tamam, kabul ediyorum. Büyük büyük dedelerim, anneannelerim zamanında Nuh peygambere barışı müjdelemiş. Olay şöyle olmuş aslında:  Büyük tufan sırasında Hz. Nuh’ un gemisi dağın zirvesine oturmuş. Günlerce süren yağmurdan, fırtınadan sonra Hz. Nuh tufanın bitip bitmediğini anlamak için gemisinden bir tanemizi salarak geri dönmesini beklemiş. Büyüklerim de ağzında zeytin dalı ile geri dönmesi üzerine, doğanın normale döndüğünü, toprağın görünür olduğunu anlamışlar.

Sonunda Allah’ın gazabının dindiğini, insanlığı affettiğini, kullarıyla barıştığını düşünmüşler. Kulağa çok iyi geliyor, değil mi? O zamanlarda bunu yapmak değerliymiş belli ki.

Şimdi sadece benden medet uman ve aynı zamanda dünyayı yakıp yıkan bir insanoğlu var. Belki bir yerde umut vardır diye fersah fersah uçuyor ve umut arıyorum ama yok.

Afrika kıtasına bakıyorum kuş bakışı. Hala mezhep savaşları var, diğer yanda açlık ve susuzluk insanları öldürmeye devam ediyor. Antarktika‘da insan az, daha iyi durumdadır diye düşünürken bir bakıyorum hayvanların türü yok oluyor, buzullar eriyor, doğal ortamları yok oluyor. İnsanoğlunun zararları buraya kadar gelmiş ve doğal denge bozulmuş.

Avrupa’ya gideyim diyorum, malum medeniyet ülkeleri burada! Umduğumun tam tersi bir tablo var. Herkes kendi kapısını kilitlemiş, yabancı kimseyi istemiyor. Savaştan kaçıp gelen çocuklara bile kapıyı gösteriyorlar. Asya peki… O kadar kalabalık oldu ki artık kuş bakışı göremiyorum onları. Yakına gelince tablo çok daha kara. Çocuk işçilerin sayısı belli değil, çalışma saatleri gibi… Tuvaletlerini yapmalarına bile izin yok! Beyaz yakalılar da farklı değil. Her şey hızlı ve her şey doğru olmalı. Hataya yer yok! Herkes ceplerindeki veya masa üstlerindeki ekranın dediğini yapıyor, gör dediğini görüyor. Avustralya… Herkese uzak ve okyanusun ortasında. Geriden geliyor ama  halkı mutlu.

Gelelim Amerika’ya… Kuzey ve Güney Amerika… Dünyanın en zengin ve en fakir ülkeleri burada. Bir ülke kansere çare buluyor, eşitlik yaratıyor, diğer ülke kanseri yaratan ürünlerin ticaretini yapıyor, insanları daha çok tüketmeye, daha çok almaya, daha sonra da daha az yemeye ve zayıflamaya programlıyor.

İşte böyle Hz. Nuh!    Zamanında senin ve dünyanın derdine derman olmuşuz, ne mutlu bize!

Ama şimdi devran hızla dönüyor ve değişiyor. Yakalamak, yardımcı olmak zorlaşıyor. Umut, ufalanmış durumda. Kırıntısını bulan mutlu kabul ediliyor. Elbette umut bitmez, çare tükenmez. O hep var ve olacak. Senin bize yüklediğin anlamı taşımaya, uğraşmaya devam edeceğim.

Bilirsin, güvercinler şehrin içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamayı sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce ve umutla…

Written By
More from Emel Eskioğlu

ÇOK SEVMEK…

Okunma sayısı: 640 ‘Oldu bu iş!’ diyerek içeri girdi Deniz. Onun kafasına...
Görüntüle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir