YAKTIN BENİ NORMAL PEOPLE.


Sally Rooney’in 2018 yılı Booker Ödülü’nü aldığı kitabından uyarlanan bir dizi Normal People. Karakterlerimiz Marianne ve Connell aşkın üzerine bizi düşündürürken aynı zamanda ikili ilişkilerde geçim derdi, aile içi şiddet ve sınıf farkı gibi konuların ne kadar çarpıcı etkilere sahip olduğunu da gösteriyor. Dizinin bu kadar çok sevilme sebebi bunlar değil bence. Bu sorunlarla baş ettiğimizi zannederken ne hale düştüğümüzü, bize birinin, bizi gerçekten seven birinin yardımıyla üstesinden gelebileceğimizi inanılmaz bir coğrafya, müzikler ve karakterle anlatıyor.
Bu dizi beni darmaduman etti tek kelimeyle. İlk çıktığında burun kıvırmıştım, herkes izliyor ve paylaşıyor diye. ‘’Bir ilişki ne kadar iyi anlatılmış olabilir ki?’’ düşünerek izlemeyi erteliyordum. Çok severek takip ettiğim ve fikirlerine önem verdiğim bir sinema eleştirmeni hakkında yazınca hatta 2020’nin en iyi işlerinden biri olduğunu söyleyince ikna oldum ve başladım.
İki gün içinde ruhu sömüren, on iki bölümden oluşan diziyi bitirdim. İki çocuğun yetişkin olma ve aslında kendini bulma süreci. Sabırla ilişkilerine emek veren, sonunda özgürleşmeye varan iki gencin hikâyesi. Evet, çok güzel bir aşk var . İrlanda çok güzel ve çok konuşulan, çok duygulu sevişme sahneleri var. Uzun süredir bu kadar gerçekçi, bu kadar estetik sevişme sahneleri izlememiştim. Bol bol bir araya geliyorlar, aşkla sevişiyorlar. Sanırım bu yüzden bu sahneler beni hiç ama hiç rahatsız etmedi, tam tersine inanılmaz estetik buldum ve keyifle izledim.

Dizi size lise yıllarındaki arkadaş ortamınızın ne kadar önemli olduğunu, hayatınızdaki asıl kırılma noktasının üniversite ortamı olduğunu etkili bir şekilde gösteriyor. Mahalle baskısı dediğimiz görünmeyen ama hepimizin hayatına istediği gibi şekil veren güç, bu iki genci İrlanda’da bile olsa ele geçiriyor. Lisede bu gücün ana karakterlerimize neler kaybettirdiğini görürken üniversitede bu durum tersine dönüyor. Bunu lehine çeviren kadın karakterimize ve aleyhine olanı fark edip çok çalışarak kendini keşfeden, çok başarılı olan erkek karaktere birer yol arkadaşı oluyor. Yanlarında yürüyüp onlara eksikliklerini gösteriyor ve çözmek için de ikisinin arasına kocaman bir kalp koyuyor. Birbirlerini sevdikçe, anladıkça, konuştukça bu güç hayatlarından yavaş yavaş çekiliyor ve onları çırılçıplak ortada bırakıyor; şimdi ne olacak?
Bu aşamaya gelmek ikisi için de oldukça sancılı oluyor elbette. Erkek karakterimiz, annesiyle yaşayan, spor yapan, popüler bir ergenken üniversiteye gittiğinde ortamlara kendini ait hissedemiyor. Susmayı ve okumayı tercih ediyor. Zamanla derslerde fikirleri alınan, arkadaş ortamlarına davet edilen bir erkek oluyor. Baba karakteri hayatında yok ve arkadaş gibi bir anneye sahip. Bir ara üniversiteyi bırakmayı bile düşünüyor. Tam o anda karşısına kadın karakterimiz çıkıyor! Lisedeki halinden eser olmayan, girdiği ortamlarda oldukça etkili, arkadaş çevresi olan, kabul görmüş bir kadın olarak görüyoruz onu. İşler tersine dönmüş aslında. Lisedeki ergenler büyümüş ve kendilerini var etmeye çalışıyorlar.
Kadın karakterimizin sıkıntılı aile yaşantısı var. Kocaman ve güzel bir evde yaşıyor fakat huzur yok. İlk sahneden bunu bize gösteriyor yönetmen. Belki de onu daha iyi tanımamız, okulda neden bu kadar yalnız olduğunu anlamamız için. Sorunlu bir abi, sessizlikte çözüm arayan pasif bir anne var. Oradan çıkınca kendini buluyor ve tamamen o evden taşındığında içindeki düğüm çözülüyor. Gözünden yaşlar boncuk boncuk dökülüyor ve elbette benim de.
Bu yolda onun hep yanında olan, sevdiği adam gerçekten ne yapmak istediğini keşfediyor ve kısa sürede çok başarılı işler yapıyor. Sevgisiyle iyileştirdiği kadın da gözyaşlarını dökerken ne yapmak istediğine karar veriyor.
Kavuşmayla bitmiyor dizi. Bence en güzel yanı da bu. İkisi birbirinde iyileşiyor. Hayatlarında bir daha kimseyi o şekilde sevemeyeceklerini bilerek, birbirini anlayarak, sakince yol veriyorlar birbirlerine. Son sahnelerde geçen harika bir sözle bitirmek isterim; ‘’Ama birbirimize çok iyilik yaptık.’’
Bize de günlerce dinlenilen harika şarkılar, gerçek sevginin yüreği nasıl pişirdiğini ve lezzetlendirdiğini düşünmek ve iliklerimize kadar hissetmek kalıyor. Kendi geçmişinizi biraz deşip gözyaşı dökebilirsiniz. Çekinmeyin, çok iyi geliyor.

Written By
More from Emel Eskioğlu

ÇOK SEVMEK…

Okunma sayısı: 10 ‘Oldu bu iş!’ diyerek içeri girdi Deniz. Onun kafasına...
Görüntüle

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir