KÜMBET YAYLASI GÜNLÜKLERİ 1

2021’in başlarında Karadeniz’de kamp yapma fikri ortaya çıktığında ne çadırımız vardı ne de herhangi bir kamp malzememiz. İşler ciddileşince önce çadırlarımızı ve uyku tulumlarımızı sonra da birer ikişer kamp malzemelerimizi aldık. Meğer herkes kampçıymış da biz bilmiyormuşuz. Arkadaşlarımızın da destekleriyle eksiklerimizi tespit ettik ve bir iki ufak İstanbul çevresi kamp deneyimi yaşadık. Kamp insanı mıyım bilmiyorum, bu konuda hala tereddütlerim var ama şu bir gerçek ki kamp yapmak zevkli olay.

Karadeniz büyük coğrafya ve biz acemi olunca Giresun taraflarının en uygun ortam olacağını düşündük. Kümbet, ismini hep duyduğum ama hiç gitmediğim bir yerdi. Yağmurdan en az etkileneceğimiz zamanı, yani Temmuz ayını seçtik. Çadırlarımızı, uyku tulumlarımızı ve ihtiyacımız olabilecek her türlü malzemeyi arabaya attık, yola koyulduk.

Kümbet Yaylası’na Samsun üzerinden gidilirse, sırasıyla Giresun merkez, Dereli ilçesi ve Kümbet köyünden geçiliyor. Biz de bu rotayı takip ettik. Dereli, 2020 yılında sel felaketi yaşamıştı. Ne yazık ki etkileri, üzerinden bir yıl geçse bile halen hissediliyordu. Şehir inşaat halinde desek yanlış olmaz, yaralarını sarmakla meşgul. Yaşanan felakete rağmen hala akarsu kenarında beliren kale duvarı tarzında yapılaşmalar hem estetik kaygılardan uzak hem de korkutucu görünüyorlardı. Yol çalışmaları sürdüğü için trafik oluşan şehrin minicik merkezinden geçip Kümbet yaylası yoluna girdik. Ufak şehrin kendine büyük gelen karmaşasından çıktıktan sonra tüm gerginliğimiz geçti. Arabasıyla gidecek olanlar hiç tereddüt etmeden gidebilirler, yol oldukça rahat. Ucu başı her yeri yemyeşil orman yolunda her viraj geçişinde ayrı güzellikte manzarayla karşılaşıyorsunuz. Yaklaşık 40 dakikalık Kümbet yolu göreceklerinizin fragmanı adeta. İnternetten yolun bitiminde bir çeşme olduğunu ve o çeşmenin sularının ömrü uzattığını okuduk. Karşımıza çıkan bir iki çeşmeyi o çeşme sanmamızın haricinde durmadan devam ettik. Boşuna heyecanlanmışız, ömür uzatan çeşme kendini belli ediyormuş zaten, çevresinde kafeler, bal, peynir, tereyağı satan tezgahlar ve önünde uzunca bir sıra vardı. Kümbet’e varmamızın şerefine kafelerden birine girdik ve orman manzarasıyla içmek üzere çay söyledik. 1-2 dakika geçti geçmedi, yanımızda kemençeci dayı belirdi. Ayaküstü her birimize ayrı ayrı maniler söyleyiverdi, yeteneğine hayran kaldık. Çay mükemmel olmasa bile başlangıcımız güzel oldu.

Cuma günü Kümbet’te Pazar kurulduğunu biliyorduk. Özellikle pazara gidip hem etrafı görüp hem de kamplık tüketilecek malzeme almak niyetindeydik. Pazara adımımızı atmamızla beraber şivesiyle, enerjisiyle, mizahi yetenekleriyle Karadeniz halkının bizi içine çekmesi bir oldu. Tüm içedönüklüğüme rağmen herkesle konuşmak herkesin dediğini tekrar etmek istiyordum. Terayağı, peynir, mantar, yumurta gibi kahvaltılık alışverişimizi pazarlıkla, sohbetle 1 saate yakın zamanda tamamlayıp uygun bir kamp yeri aramaya başladık.

Etrafa sorduğumuzda bize iki farklı yer gösterdiler. Birincisi Koçkayası Tabiat Parkı yolunda solda kalıyordu. Alanda prefabrik tuvalet olması avantaj olsa da kalabalık yüzünden içeri girmeden yanından geçtik. Diğer yer ise şenlik alanının alt kısmındaydı. Yol hala gayet güzeldi, zorluk çekmeden şenlik alanına giden yola girdik. Yol kenarında kafeleri ve at çiftliğini geçtikten sonra dümdüz ve uçsuz bucaksız yayla önümüze serildi. Kendimizi arabadan dışarı attık, her şeyi bırakıp manzarayı seyretmeye başladık. Alanda piknik yapan birkaç insan dışında kimse yoktu. Çadırlarımızı kurabilecek sonsuz ve yemyeşil alanı görünce ilk yeri tercih etmediğimize sevindik.

Çadırları kurduk ve köy pazarından aldığımız malzemelerle mantarlı yumurtalı, peynirli domatesli geç kahvaltımızı yaptık.

En çok çekindiğimiz şey yabani hayvanlar ve yağmurdu. Bizden başka çadır kuran yoktu, etraftakilere sorduğumuzda yabani hayvan olmadığını söylediler. Yağmur da yağmadı ama çise denilen ince toz damlacıkları ara ara serpiştiriyordu. Şunu da söylemek gerek ki, yayla buz gibi. Havası bambaşka 2-3 kat kıyafet ve montla ancak durabiliyorduk. Temmuz’un ortasında üşümek için daha ideal bir yer yoktur eminim. Son derece keyifli bir akşamın ardından çadırlarımıza geçtik ve bol oksijenli, derin uykulu bir gece geçirdik.

Written By
More from Pelin Ünal

Nohut Odalarımız

Okunma sayısı: 147 Yıllardır kafamı kurcalayan sorulardan biri de şu;  edebiyat teknik...
Görüntüle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir