ÇOK SEVMEK…

‘Oldu bu iş!’ diyerek içeri girdi Deniz. Onun kafasına koyduğu bir işin olmama şansı yoktu zaten. Derya, iyi bilirdi bu surat ifadesini, çalışmayı ve başarmayı alışkanlık haline getirmiş hallerini. Çok şanslıyım, iyi ki tanışım onu diye düşünürken Deniz seslendi. Hangi iş oldu diye sormayacak mısın? dedi. Ah, affedersin, kafam o kadar dolu ki, dalıp gitmişim. Yine neyi başardın bakalım, dedi Derya. İki aydır beğendiğimiz mekânla anlaştım, hem fiyat hem kişi sayısında, dedi. Nasıl yani, fiyat bizim dediğimiz fiyat mı oldu? ’diye şaşkınlıkla sordu Derya. Evet, kabul ettirdim sonunda. Bana kocaman bir teşekkür borçlusunuz Ahmet’le, dedi kahkaha atarak.
Üniversitede aynı sıraları paylaşmaları ile başlayan dostluklarının on beşinci senesini ile Derya ve Ahmet’in nişanını kutlayacaklardı. Bu iki özel günü birleştirmek Deniz’in fikriydi. Arkadaşlıkları zaman içerisinde uzun bir yolculuğa dönüşmüş, birçok arkadaş ve anı biriktirmişlerdi. O akşam, hep birlikte olmak iyi bir fikirdi. Aslında nişan töreni istememişlerdi. Ailelerin tanıştığı akşam yüzük takılmıştı sadece. Akraba, tanıdık davet edilmemişti. Her şeyi kutsar gibi tören yapmayı, gereğinden fazla anlam yüklemeyi sevmiyordu Derya.
Son düzenlemeleri yaparken her zaman en özel ve önemli işleri için geldikleri mekânda buluşmuşlardı. Üniversitenin ilk senesinden beri ne zaman paylaşacakları önemli bir şey olsa burayı tercih ediyorlardı. Kadıköy’ün dar sokaklarında, hala eski dokusunu koruyabilen, minik ve sade bir kafeydi burası.
Kahveler söylenmişti. Davetli listesi, kuaför randevusu, fotoğrafçı hakkında konuşacaklardı. Ahmet, Deniz’in kardeşiydi. Derya, Deniz ile yakın arkadaşlık kurarken Ahmet ile de yakın arkadaş olmuş, Ahmet’in İstanbul’a gelmesi aralarındaki elektrik artmıştı. Uzun süre Deniz’e bu durumu anlatamamıştı, gizlemişti hatta. Ahmet’in ondan yaşı küçüktü, ailenin göz bebeğiydi. Annesi sürekli oğluna layık bir kız aradığını söylemesi, onu yere göğe koyamaması Derya ve Ahmet’i bu yola itmişti. Artık beraber yaşamak istediklerine karar verdiklerinde, herkese anlatmış, tepkilere kararlılıkla göğüs germişlerdi. Derya en çok Deniz’in tepkisini merak ediyordu. Ondan uzun süre saklamasına biraz kırılmış ama sakince kabul etmişti. Gözlerine bir hüzün çöreklenmişti Deniz’in bu gerçeği öğrendikten sonra.
Kahvelerini içip toparlanmaya başladıklarında Deniz, Derya’nın elini tutarak ‘ ‘Sana söylemem gerekenler var Derya, dedi. Uzun süre önce söylemem gereken. Uzun süredir ertelediğim, uzun süredir içimi yiyip bitiren şeyler. Artık zamanı geldi, dedi. Derya huzursuz hareketlerle Deniz’e yaklaştı, evet dinliyorum seni, dedi. Deniz, yıllardır içinden çıkamadığı olayları, duyguları anlatmaya başladı.
‘Ailem çok kalabalık biliyorsun. Yedi kardeşiz, sonuncusu erkek ve o da Ahmet. Onunla mutlu olmanı çok istiyorum. Uzun süredir içimde büyüyen, artık taşıyamadığım bir yaram var Derya. Annem hamileydi Çok mutluydum. Bana kardeş gelecek, sonunda abla olacaktım. Onunla ilgilenecek, onu büyütecektim. Annemin karnı günden güne büyüyordu. Çocuktum, anlamadım, benim de karnım büyümeye başladı.
Babam beni çok severdi. Diğer çocuklarından ayrı tutardı beni. Akıllı kızım, güzel kızım diye severdi beni. Ben de bu ilgiden çok mutlu olur, hiç babamın yanından ayrılmazdım. Bir gece, babam kardeşlerimle yattığımız odaya geldi, yorganımın altına girdi ve sessiz olmamı söyledi. Hiç sesimi çıkarmadım, babam beni çok seviyor diye sevindim, canım yandı ama olsun, ses çıkarma demişti babam, sustum. Ne kadar sürdü hatırlamıyorum, uyandığımda sabah olmuştu. Çok önemsemedim bu olayı, kimseye de söylemedim, günler geçti. Karnım belirginleşmeye başlayınca annem beni sıkıştırdı. Ben de olanları anlattım.
O günden sonra annem eskisi gibi olmadı hiç. Karnı büyüyordu ama annem yemiyor, içmiyordu. Kimseyle konuşmuyor, babamın suratına bakmıyordu. Karnım iyice büyümüştü, ne yapacağımı bilmiyordum. Ne annem ne babam benimle konuşuyordu. Günler devrilirken bir gece annemin çığlığı ile uyandım. Yatağı kan ve su içindeydi. Hastaneye zor yetiştirdi babam. Bir gün sonra döndüklerinde annemin karnı da eli de boştu.
Annem kendini odaya kapamaya, babam evde durmamaya devam etti. Benim doğumum yaklaşıyordu ama düşündükçe, kardeşimi doğuracağımı düşündükçe karnımı bıçaklamak istiyordum. Ama o bunlardan habersiz, gittikçe büyüyordu.
Bir sabah sancı ile uyandım ve hastaneye gittik. Doğum oldu, ben bebeği görmek istemedim. Annem, bebeği kendisi doğurmuş bile kabullendi, kucağına aldı, süt akan göğüsleri ile doyurdu. Ben kendi sütlerimi sağıp tuvalete döktüm. Ben kardeşimi doğurmuştum, evet tam anlamıyla böyle olmuştu. Bu durumu kabullenmem çok zor oldu. Üniversite sınavına çok çalışarak oradan kaçtım ve İstanbul’a geldim. Sonrasını biliyorsun zaten…
İşte ben böyle bir çocukluk yaşadım Derya. Kol kırıldı, yen içinde kaldı. Başıma gelenleri ilk defa anlatıyorum. Nişanlanacağın çocuk kim, nasıl bir ailesi var bil. Bu arada Ahmet’in bunlardan hiç haberi yok. Aramızdaki en masum o, ‘dedi.
Derya, gözlerinden boşalan yaşları kuruladı, Deniz’e sarıldı ve ne yapacağını bilemeden şaşkınlıkla boşluğa gözlerini dikti.

Written By
More from Emel Eskioğlu

ANNE, ORADA MISIN?

Okunma sayısı: 121 – Anne?– Efendim kızım.– Susuyorsun.– Düşünüyorum.– Neyi düşünüyorsun anne?–...
Görüntüle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir